Monthly Archives: Eylül 2011

Maratona başlamak için değil, bitirmek için katılın

1968 yılında Meksika’da yapılan olimpiyatlara damgasını vurarak tarihe geçen kişi Tanzanyalı maraton koşucusu John Steven Akhwari idi.

John Steven Akhwari’yi tarihe geçiren hikaye şöyle: (Ankara Masterleri Atletizm Kulubü’nün şu sayfasından alınmıştır)

yazı Dünya Gazetesinden Dr.Uğur Tandoğan’a ait.

Hava kararmaktadır. Maraton yarışı sonuçlanalı bir saati geçmiştir. Stadyum neredeyse boşalmıştır. Stadyumun temizlikçileri yavaş yavaş etrafı toparlamaya bile başlamıştır. Tam o sırada stadyumun giriş kapısından bir siyahi atlet gözükür. Atletin gözü bitirme ipini aramaktadır. Koşma ile yürüme arası bir şey, seke seke ilerlemektedir. Sonunda atlet bitirme ipini göğüsler. Böylece John Stephen Akhwari, Mexico’daki 1968 Olimpiyatları’nda tarihe geçer. Ama bu Tanzanyalı atletin tarihe geçmesine asıl neden, yarışı en son bitiren atlet olması değil, ipi göğüsledikten sonraki sözleri olmuştur.
Bu Tanzanyalı atlet yarış sırasında bir kaza geçirmiş ve yaralanmıştır. Tedavisi yapılmıştır, ama bacağı hâlâ kanamaktadır. Stadyumda kalan bir küçük kalabalık bu atleti alkışlarlar. Bir kısmı takdirle alkışlamaktadır, bir kısmı da adamın yaralı bacağını görmediklerinden belki de dalga geçerek alkışlamaktadır. Bu alkışlamada belki de, “Akşam-ı şerifler hayrolsun! Nerelerdeydiniz mirim?” türünden bir sorgulama bile vardır.

Maraton koşusunu yazacak bir-iki gazeteci daha stadyumdan ayrılmamıştır. “Neredeydiniz mirim?” sorusunu bu gazeteciler daha bir usturuplu sorarlar “Yarışı kazanma şansınızı kaybetmiştiniz. Neden ille de yarışı bitirmek için bu kadar kendinizi zorladınız?” Bu soruya Tanzanyalı atlet çok şaşırır; ama sonunda cevabını verir. “Beni ülkem buraya yarışa başlayayım diye değil, yarışı bitireyim diye yolladı” der.

Bir yorum

Yukarıdaki öyküyü sık sık hatırlarım. Özellikle kolay pes eden, görevini tamamlamadan bir işi bırakan, yarıştan kaçan insanları gördüğümde hatırlarım.
Yaşam, iş yaşamı da buna dahil, bir uzun maratondur. Bu uzun yolda çok şey gelebilir insanın başına. Ama asıl olan, bu yarışın uzun olduğunun farkına varmak ve yarışı bitirmektir. Belki yarışın, bir tek birincisi vardır. Ve her zaman birinci sırada bitirecek güçte olmayabiliriz. Ama asıl olan, yarıştan kaçmamak, çekilmemek ve sonuna kadar koşmaktır.

Kişiler yeni işlerine, bir yeni projeye, bir eğitim programına, evliliğe çoğu kez bir büyük coşku ile başlarlar. Tıpkı bir maraton yarışına başlar gibi. Ama bir bakarsınız, zoru görünce bazıları yarışın başında, bazısı ortasında, bazısı sonuna doğru havlu atarlar. Sanırlar ki, görevleri sadece başlamaktır. Bu bir dayanıksızlıktır, zayıf karakter göstergesidir. Yaşamda hiçbir şey kolay değildir; bir çaba ister, enerji ister, özveri ister. Yaşamda koşular uzun soluk gerektirir. Yarışlar, bitirmek içindir. Yaşamda maymun iştahlılara yer yoktur. Öğrenim hayatı için de bu böyledir, iş hayatı için de, spor hayatı için de, evlilik için de. Her zaman, her yerde, hep bizim için birileri “Bu olmadı, al bakalım bunu dene” diye yeni yarışlar düzenlemezler. Örneğin, olimpiyatlar dört yılda bir yapılır; yeni bir olimpiyat için dört yıl daha beklemeniz gerekir.

Düzenlenen yeni yarışlarda aynı zorluklar, belki daha fazlası vardır. Örneğin, patronunun tavrı dolayısıyla işinden ayrılanlar çoğu kez bir düş görürler. Zannederler ki, başka yerdeki patronların hepsi bu patrondan daha iyidir. Bilmezler ki, o patronlar da bu topraklarda yetişmiştir. Sonuçta, diğer patronların da başka zorlukları olacaktır. Hatta bazen bu yeni patron, eskisini de aratacak cinstendir. Onun için kişi sonuna kadar mücadelesini vermeli, yarışı bitirmeye çalışmalıdır.

Yarışı yarı yolda bırakanlara dil kurslarında da çok rastlanır. İnsanlar çoğu kez düş görürler, sanırlar ki yabancı dil öğrenmek çok kolaydır. Büyük bir hevesle yazılırlar dil kursuna. Ama acı gerçeği gördüklerinde yeni bir dil kursu aramak üzere gittikleri kurstan ayrılırlar. Acı gerçek, yabancı dil öğrenmenin hap biçimi çıkmamıştır. Öğretmen ne denli iyi olursa olsun, dil öğrenme soluk isteyen uzun bir yoldur. Yabancı dilleri, bu maratonu bitirmeyi göze alanlar konuşur, yazar.

İş dünyasının başarılı kişileri de, maratoncu ruhu taşıyanlar arasından çıkar. Herkes zengin olmak ister, başarılı olmak ister. Ama, bunun diyeti ödenmeden zengin olunmaz. Başarılı işadamları, bu uzun koşunun farkına varanlardır. Başarılı işadamları, yılmadan, usanmadan bu uzun koşuda terleyenlerdir. En ufak bir tökezlemede yarışı terkedenler, iyice yorulmayı göze alamayanlar işadamı olamazlar; sadece zengin işadamlarının mallarından söz edip, çenelerini yorarlar.

Bir maratoncu ruhu taşımayanlar uzun süre evli de kalamazlar. En ufak bir tatsızlıkta yarışı terkederler. Halbuki evlilik uzun bir maratondur. Bunun bedelini ödeyemeyenler mutluluğu başka maceralarda ararlar. Sanırlar ki, bu yeni maratonda yol daha düzgün, mesafe daha kısadır. Bilmezler ki bu maratonda da bir başka bedel ödemeleri gerekir.

Güçlü maratoncu olmanız dileğiyle…

John Stephen Akhwari’nin yarıştan sonra söylediği “Ülkem beni 5000 mil ötedeki olimpiyata yarışa başlamam için değil bitirmem için gönderdi”  sözü tarihe geçmiştir.

Videosunu izlemek isterseniz, burada:

Bizim işimiz de uzun bir maraton. Bu maratona başlayacak değil, bizimle birlikte finish’i görecek kişileri arıyoruz.

Sonunda kahraman olamayabiliriz, tarihe de geçemeyebiliriz ancak elde edebileceğimiz çıktılar (para, başarı, özgürlük…) buna değecek emin olabilirsiniz.

Siz aradığımız maraton koşucusu iseniz, bize ulaşın.

Yorum bırakın

Filed under finansal özgürlük

Hamili kart yakınımdır!

Daha önceki yazılarda çalışmadan, emek harcamadan, odaklanmadan, satış yapmadan bu işte başarılı olunamayacağından bahsetmiştik. Üzgünüz ama yandaki kartı veren herhangi bir kişi de bu anlamda size yardımcı olamaz.

Esasında yalnızca bu karta bakılarak iş sahibi olan bir kişi ve yaptığı işi ne kadar saygın olabilir dersiniz?

Peki buna karşılık; başarısı ispatlanmış bir sistemin eğitim altyapısı desteğiyle işini günden güne büyüten, para için çalışmak yerine parayı kendisi için çalıştırıp, varlık tabanlı sürekli gelir elde eden özgür bir kişi olsanız durum nasıl olurdu?

Para ve zaman sorunu olmadan yaşanan bir özgürlük!

Siz de yıllarca iş değiştirerek, daha çok para kazanmak için terfi etmeyi arzu ederek, bu uğurda gerekirse fazla mesai yapıp, kimi zaman sevdiğiniz, bir arada olmaktan mutlu olduğunuz sevdiklerinizden kilometrelerce uzakta çalışmayı göze almış olabilirsiniz. Size her zaman, aynı düşünen herkes tarafından söylendiği, öğretildiği gibi.

İş değiştirirsiniz, terfi edersiniz, kazancınız artar, ama hala sol taraftasınız! Hala bedenen çalışıyorsunuz, toplam gelirden minimum oranda faydalanıyorsunuz, sizin gibi çok insan var, emeklilik çok uzak!

Peki bizim işimiz sayesinde sağ tarafa geçmek nasıl mümkün?

Öncelikle farklı düşünerek! Bir yatırımcı gibi, varlık sahibi bir milyoner gibi düşünerek, para harcarken para kazanan “üretken bir tüketici” olarak. Bir ev satın almak üretken tüketicilerin para harcarken aynı zamanda nasıl para kazandığına en tipik örnektir. Varlık yaratıp, zenginleşmek.

Bizim işimizde bunun yolu kendi alışveriş marketinizi kurup, buradan alışveriş yapmanız. Başkalarını da buradan alışveriş yapmaya teşvik etmeniz.

Her zaman denediğiniz yollar ile mevcut problemlerinizi çözmeniz olanaksız. O zaman gelin farklı düşünün, kendinizi marketten alışveriş yapan tüketici gibi değil, marketin ortağı gibi düşünün! O zaman göreceksiniz ki siz de size sunulandan daha fazlasına sahip olacaksınız.

Gelin bugün geleceğiniz için bir adım atın. Şimdi buna ihtiyaç yok diyorsanız, daha da hızlı atın bu adımı!

1 Yorum

Filed under finansal özgürlük

Özgürleşmek mi istiyorsunuz? Televizyonu kapatmakla başlayalım!

Eylül ayı ile birlikte favori diziler tekrar yayına başladı. Gazetelerde, sosyal medyada yeni sezonun ilk bölümünün reyting rekorları kırdığı haberleri de mevcut, daha başlamadan merak uyandırıp herkesi ekran başına kilitlemeye aday diziler de var.

Ama bırakın dizilerde ne oluyorsa olsun. Kanuni nereyi fethetmek istiyorsa etsin, Hürrem’le ilişkisi ne olacak takılmayın ya da ne bileyim küçük Osman’ın sevgilisi ile ilişkisi aileyi nerelere götürürse götürsün. Polat bu sene hangi derin konulara girmek istiyorsa girsin, Fatmagül suçunu anlayacaksa artık anlasın ne olur!

Kış ayının yaklaşması ile evde geçireceğiniz zamanları kendi işinizi büyütmeye, bu sayede bazen dostlarınızla, bazen yeni tanıyacağınız ve belki hedeflerinize daha hızlı yaklaşmanızı sağlayacak insanlar ile tanışmaya ayırmaya ne dersiniz?

Üstelik bu sayede ufak ufak para kazanmanızı teklif ediyoruz size.

Ev toplantıları network marketing işinde işi büyütmenin en önemli araçlarından birisi.

Ev ortamında arkadaşlarınız, dostlarınız ve arayış içinde olan tanıdıklarınızı ağırlayacağınız birkaç saat belki de hızla organizasyonunuzun büyümesini sağlayacak bir adım olacak.

Üstelik bu toplantılarda profesyonel olarak ekibimiz size destek olacak. Dostlarınıza iş planını başlangıçta, eğer isterseniz, sizin de işi öğrenmeniz için, deneyimli, başarılı girişimcilerimiz anlatacak. Sorularınıza en doğru cevapları bu işi başarmış bu kişilerden dinleyeceksiniz. Üstün kaliteli ürünler ile tanışacaksınız ve bu ürünleri başkasının da kullanmasını sağladığınızda para kazanacaksınız.

Nasıl kulağınıza hoş geliyor mu?

Cevabınız evetse sizi;  motive, başarılı, girişimci, paylaşımcı, yardımsever ekibimize katılmaya bekliyoruz.

1 Yorum

Filed under finansal özgürlük